ferdi türkçülük

fertçilere göre, millet, bir adamın kendisini ait hissettiği herhangi bir toplumdur. gerçi, bir fert, kendisini görünüşte şu veya bu topluma bağlı saymakta özgür sanır. oysa ki fertlerde böyle bir özgürlük ve bağımsızlık durgularla yoktur. çünkü insandaki ruh. duygularla düşüncelerden oluşmuştu. yeni pgibologlara göre, duygu hayatımız asıldır, düşünce hayatımız ona aşılanmıştır. ruhumuzun normal bir halde bulunabilmesi için, düşüncelerimiz duygularımıza tamamıyla uygun olması gerekir. düşünceleri duygularına uymayan ve dayanmayan bir adam, ruh bakımından hastadır. böyle bir adam, hayatta mutlu olamaz. mesela duygusu bakımından dindar olan bir genç, kendisinin düşünce bakımından dinsiz sayarsa pgibolojik bir dengeye sahip olabilir mi? şüphesiz hayır! bunun gibi, her fert, duyguları aracılığıyla belli bir millete mensuptur. bu millet, o ferdin, içinde yaşadığı ve terbiyesini aldığı toplumdur. çünkü, bu fert, içinde yaşadığı toplumun bütün duygularını terbiye aracılığıyla almış, tamamen ona benzemiştir. o halde bu fert, ancak bu toplumun içinde yaşarsa, mutlu olabilir. başka bir toplumun içine giderse, sıla hastalığına uğrar, duygu bakımından bağlı olduğu halde, bir ferdin, istediği zaman milletini değiştirebilmesi kendi elinde değildir. çünkü, milliyet de, dışarıda var olan bir gerçektir. insan milliyetini bilgisizliği yüzünden tanıyamamışken, sonradan araştırıp soruşturarak bulabilir. fakat, bir partiye girer gibi, sırf iradesiyle şu veya bu millete katılamaz.
o halde, millet nedir? irka, kavme, coğrafyaya politikaya ve iradeye ait güçlere üstün gelecek ve onları egemenliğine alabilecek başa ne gibi bir bağımız var?
sosyoloji ispat ediyor ki, bu bağ terbiyede, kültürde, yani duygularda ortaklıktır. insan en samimi, en içten duygularını ilk terbiye zamanlarında alır. ta beşikte iken, işittiği ninnilerle ana, dilinin etkisi altında kalır. bundan dolayıdır ki, en çok sevdiğimiz dil, ana dilimizdir. ruhumuzu oluşturan bütün din, ahlak ve güzellik duygularımızı bu dil aracılığıyla almışız. zaten ruhumuzun sosyal duyguları, bu din, ahlak ve güzellik duygularından ibaret değil midir? bunları çocukluğumuzda hangi toplumdan almışsak sürekli o içinde daha büyük bir imkanla yaşamamız mümkün iken, toplumumuz içindeki fakirliği ona tercih ederiz. çünkü dostlar içindeki bu fakirlik, yabancılar arasıdaki o zenginlikten daha fazla bizi mutlu ede. zevkimiz, vicdanımız, özleyişlerimiz, hep içinde yaşadığımız, terbiyesini aldığımız toplumdur. bunların yankısını ancak o toplum içinde işitebiliriz.
ondan ayrılıp da başka bir topluma katılabilmemiz için, büyük bir engel vardır. bu engel, çocukluğumuzda o toplumdan almış olduğumuz terbiyeyi ruhumuzdan çıkarıp atmanın mümkün olmamasıdır. bu mümkün olmadığı için, eski toplum içinde kalmak zorundayız.
bu açıklamalardan anlaşıldı ki, millet, ne ırkın, ne kavmin, ne coğrafyanın, ne politikanın ne de iradenin belirlediği bir topluluk değildir. millet, dilce, dince, ahlakça ve güzellik duygusu bakımından ortak olan, yani aynı terbiyeyi almış fertlerden oluşan, bir topluluktur.

ziya gökalp

alıntıdır...

kısacası kendini türk hisseden herkes türktür...
3 1
2 girdi daha var